Z kuşağının varoluşsal hesaplaşmasını tetikleyen penguen

Tabi ki hayatı, doğayı paylaştığımız tüm canlı cansız yapıyı seviyoruz ama sevdiklerimiz içinde hani bazıları biraz daha öne çıkıyor. Yaşadıkları ortama göre çoğu insan hayvanlarla hayatını paylaşabiliyor. Hepimizin çocukluğunda söylediği bir şarkıdır dudaklarımızda hani ” gitmesek de kalmasak da o köy bizim köyümüzdür ”. Tam da buna uygun olarak belki hiç gitmeyeceğimiz, hiç görmeyeceğimiz bir hayvana çoğu insan gönül vermişti belgesel izleye izleye. Çizgi filmiydi falan derken bir yakınlık kurmuştu. Evet penguenlerden bahsediyorum. Bu günlerin meşhur nihilist pengueni. Penguenleri diğer hayvanlardan ayıran ne ?

  • Kuş Olmaları: Penguenler aslında uçamayan deniz kuşlarıdır 🐧. Diğer deniz canlılarının aksine tüyleri vardır ve akciğerleriyle hava solurlar.
  • Kanat Yerine Yüzgeç: Evrimsel süreçte kanatları, suyun altında adeta “uçmalarını” sağlayan güçlü ve sert yüzgeçlere dönüşmüştür 🌊.
  • Isı Yalıtımı: Diğer deniz kuşlarından çok daha yoğun tüylere ve deri altında kalın bir yağ tabakasına sahiptirler. Bu sayede dondurucu sularda bile vücut ısılarını koruyabilirler ❄️.
  • Yumurta ile Üreme: Balinalar veya foklar gibi memelilerin aksine, karaya çıkarak yumurtlarlar ve yavrularını bu şekilde dünyaya getirirler 🥚.

Antarktika’da yaşayan Penguenlerin bu dondurucu ve zorlu coğrafyada hayatta kalmak için geliştirdikleri inanılmaz sosyal dayanışma yöntemleri bizi her zaman büyülemiştir.

2007 yılında Alman film yapımcısı Werner Herzog, Antarktika hakkında bir belgesel yapmış. “Dünyanın Ucunda Karşılaşmalar” isimli bu belgesel o günlerde de ses getirmiş. Bu buz gibi kıtada yaşıyan ve Herzog’un kaydettiği birçok penguen arasında, film ekibinin dikkatini çeken bir tanesi varmış. Küçük bir grubun içinde yer alan bu penguen, sanki sürüyle kıyaslandığında biraz aykırı, biraz öteki ,ortadaki gibi durunca ekibin daha çok ilgisini çekmiş. Bu penguen görünüşe göre “buzun kenarındaki beslenme alanları” ile “koloniye geri dönme” arasında seçim yapmayı düşünüyor gibi kararsız bir şekilde duruyormuş. Ve izlediklerinde görmüşler ki bu penguen ikisini de seçmemiş.

Herzog, “Kısa bir süre sonra onu yaklaşık 70 kilometre uzaklıktaki dağlara doğru giderken gördük,” diye anlatıyor verdiği röportajda.

Herzog’un belirttiğine göre, böyle bir seçimin sonucu açıktı: “kesin ölüm.” Toplamda yaklaşık bir dakika süren bu video, yıllar önce sosyal medyada yayılmış ve hayvana “Yalnız Penguen” ve “Nihilist Penguen” gibi lakaplar takılmasına yol açmıştı. Son günlerde, bu görüntü (hatta yapay zeka tarafından oluşturulanlar yüzlercesi bile) yılın başındaki en büyük sosyal medya trendlerinden biri haline geldi, ancak penguenin yeni kişiliği artık nihilizm değil. Bu değişim aslında Herzog’un penguenin eylemleriyle ilgili iki kelimelik sorusundan kaynaklanıyor: “Ama neden?”

Tüm bu sahne—soru, penguen, dağlar ve onlara yapılan yolculuk—günümüz gençliği tarafından bir metafor olarak benimsendi. Sosyal medya, penguenin gürültüden, kaostan ve anlamsızca yaşayan “sürüden” kendini ayırdığına dair yorumlarla dolup taştı. Bana kalırsa Penguen nihilist değil. Nihilizmi geride bırakıyor ve bir YouTube yorumcusunun dediği gibi, “kendinden daha büyük bir şeye” doğru ilerliyor—bu şey korkutucu derecede belirsiz olsa bile.

Elbette, sizler belki bu varoluşsal metaforu saçma bulabilirler. Belki de öyledir. Ama soru saçma değil. “Ama neden?” sorusu, aklı başında her insanın Tanrı’ya, evrene veya en azından kendine sayısız kez sorduğu aynı sorudur.

Neden Buradayım?

Bu tür bir soru, “beslenme alanları” veya “koloni”nin – sürünün görece kaygısız ortamında cevaplanamaz. Bu soru bir yolculuk gerektirir. Kahramanın yolculuğu. Acı ve zorluklarla dolu bir yolculuk. Sınavlar ve sıkıntılarla dolu bir yolculuk.

Bu varoluşçu penguen paylaşımına verilen tepkinin kendisi önemli değil. Önemli olan, tepkilerin mevcut kültürel değişimleri nasıl yansıttığıdır. Son 25 yılda dünyada artan intihar ve uyuşturucu kullanarak hayatını bile bile sonlandırma yolunu seçenlerin oranı endişe verici ve trajik bir istatistik. Ancak, söz konusu umutsuzluk sonucuna karşı koyabilecek çok daha yeni ve çok daha umut verici eğilimler var. Yön duygusunu ve öz motivasyonu işaret eden girişimcilik bu tavrı destekleyen ülkelerde büyük bir patlama yaşadı. Merhamet duygusunu ve karşılık verme ihtiyacını temsil eden gönüllülük yine birçok ülkede önemli ölçüde arttı. Ama ne yazık ki merhamet duygusunu geliştirenlerin hedefinde insanlar değil hayvanlar vardı.

Görünüşe göre bu blogda sıkça sıkıntılarını dile getirdiğimiz gençler kendilerinin içinde buldukları varoluşsal krizi fark ediyorlar. Ruhsuz bir materyalizm dünyasına itildiler ve bu da kesinlikle nihilizmin tohumlarını ekebilir. Nasıl mı? Ellerinde cep telefonlarıyla büyüdüler ve bu nedenle her kaydırmada toplumun amansız taleplerine tanık oldular. Her savaşın şiddeti. Her özçekimin sahte gerçekliği. Siyasetin yozlaşmış ve kinci dünyası. Taraftarların nefret söylemi. Pornografinin sapkınlıkları. Ve perde. Şimdi de yapay zekanın ortaya çıkmasıyla hiçbir şey gerçek görünmüyor. Ve eğer hiçbir şey gerçek değilse, o zaman hiçbir anlam yok. Bu korkutucu bir önerme. İşte bu satırların yazarı tam da bu nedenle kızsak da (onun bir birey olduğunu düşünürsek ne kadar hakkımız varsa) , küssek de onlara sahip çıkmamız, lazım. Onlar ayakları üzerinde durmanın ötesinde bir sosyal hayatta ölüm – kalım savaşı verme çabasındalar ve biz de onlara elimizden geldiğince destek vermeliyiz.

Evet market serisi yazıyorken o kadar gündem oluşturdu ki Z kuşağı yazıları yazan biri olarak araya bu yazıyı almayı uygun gördüm. Aslında konuya yaklaşımınızı çok merak ediyorum. Yazarsanız da çok sevinirim. Ve son söz.

Bir amacın olursa yolun sonunu göremesen de yürüme cesareti göstermen yeter.

Bu da Antartika denince arkadaşımın yönetmenliğini yaptığı bizden birilerinin objektifinden penguenlerin yaşam alanları.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir