İklim kaygısı nedir?
Beni bu güzel havalar mahvetti diyen büyük usta Orhan Veli Kanık’tan _ Nerdee bizim zamanımızdaki 4 mevsimi yaşadığımız yıllara. Günümüzde artık hiç bir şey eskisi gibi değil.
İklim kaygısı , ekolojik keder ve solastalji , çevresel değişikliklerin neden olduğu duygusal sıkıntıyı tanımlamak için kullanılan benzer terimlerdir. Uzmanlar bunu “çevresel felakete karşı kronik bir korku” olarak tanımlar ve meşru bir şekilde artan bir ruh sağlığı endişesi olarak kabul

eder. Herkes iklime satın alma gücüyle hükmedemiyor biliyorsunuz. Bu ne demek ? Uff hava ne kadar sıcak dediğinizde, nemden etkilendiğinizde hemen eliniz klimanın kumandasına mı gidiyor? Çözüm ne kadar kolay değil mi ? Düğmeye basıyorsunuz ve bir anda ortam istediğimiz ısıda iklimleniyor. Olmayanlar ne yapıyor ? Bu değişken havalarla nasıl başa çıkıyor. Çalışma, performansını nasıl etkiliyor ve asıl bomba. Bu gerekçeli trafolara fazlaca yüklenilirse ve elektrik kesilirse. İlginçtir modern yaşam adeta üretilen tüm enerjiyi yutuyor ve bu kısır döngü üret – tüket üret -tüket olarak çok hızlı bir şekilde dönüp duruyor. Tarladaki mahsul ya yanıyor ya donuyor. Çeşmeler artık gürül gürül akmıyor. Bırakın banyo için insanlar şişelenmiş sular olmasa birçok bölgede içecek su bulamıyor. Ve bu tüketim toplumunda ne yazık ufukta bir çıkış da görünmüyor. Ve bu çaresizlik insanlarda kaygı olarak ortaya çıkıyor.
İklim kaygısının belirtileri nelerdir?
Uzmanlara göre , eko-anksiyetenin belirtileri şunları içerebilir:
- Depresyon, kaygı veya panik duyguları
- Doğal ortamların kaybından duyulan keder ve üzüntü
- Varoluşsal korku
- Karbon ayak izinizle ilgili suçluluk duygusu
- Devlet yetkililerine karşı öfke veya hayal kırıklığı
- İklimle ilgili takıntılı düşünceler
İklim kaygısıyla nasıl başa çıkılır?

İnsanların çoğu artık bir iklim krizi ve dünyanın bir değişim dönüşüm içinde olduğunu görüyor ve uzun süredir çevre konusunda kaygılı hissettiğini ve bunun “bunaltıcı olabileceğini” söylüyorlar.
Kötüsü bunun bir yan etkisinin de devam eden, hissedilen krizler nedeniyle tükenmişlik sendromu olacak görünüyor.
Yangınlar, seller, donlar ve depremler, iklim adına alarm zilleri çalarken dünya; vahşi kazanma hırsıyla daha fazlasını talep eden şirketlerin elinde tabanda daha fakirleşirken insanları görmezden gelerek bir uçuruma götürüyor.
Yayınlanan bir rapor bu şirketlerin küresel karbondioksitin yüzde 80’ini ürettiğini ve şirket sayısının dünya üstünde sadece 57 adet olduğunu paylaştı.

Bu arada rapor, Paris Anlaşması’ndan sonraki yedi yılı inceliyor.
Geçtiğimiz yıl, kayıtlardaki en sıcak yıldı ve Dünya 2,7 derecelik küresel ısınmaya doğru gidiyor. Ancak önde gelen fosil yakıt ve çimento üreticileri iklim değişikliğini görmezden geliyor ve durumu aktif olarak daha da kötüleştiriyor. Yeni bir Carbon Majors Veritabanı raporu, 2016 ile 2022 yılları arasında küresel karbondioksit emisyonlarının yüzde 80’inden yalnızca 57 şirketin sorumlu olduğunu ortaya koydu. Bu dönemdeki toplam emisyonların yüzde 38’i ulus devletlerden, yüzde 37’si devlet kuruluşlarından ve yüzde 25’i yatırımcı şirketlerinden kaynaklandı.

Gerçi yaklaşık 200 taraf, sera gazı emisyonlarını azaltmayı taahhüt eden 2015 Paris Anlaşması’nı kabul etti. Bu sayı, değerlendirilenlerin %87’si Asya’da, %57’si Avrupa’da ve %43’ü Kuzey Amerika’da olmak üzere dünya çapındaki üreticileri temsil ediyor. Ancak, Carbon Majors Veritabanı’ndaki 100 devlet ve yatırımcı şirketinden 58’i, o zamandan bu yana üretimlerini artırdı. Hatta bir kaç gün önce Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump Paris anlaşmasından çıkacağını tekrar dile getirdi.
Uluslararası Enerji Ajansı, kömür tüketiminin yedi yılda %8 artarak 8,3 milyar tona ulaştığını tespit etti. Ve bunu raporunda yayınlayınca da insanlar sürdürülebilir olmayan bir yapıyla sürüklenen bu dünyaya çocuk yapmama kararı alıyorlar birbiri peşi sıra.
Bununla başa çıkmak için harekete geçmeye çalışan gönüllüler sorunun kapsamı giderek büyüdüğünü gördüklerini bunun da çabalarının yetersiz kalacağı endişesi yarattığını söylüyor, dünyadaki diğer insanları, bizleri soruna sahip çıkmaya çağırıyorlar.

Bazı bilinçli şirketler çevresel sorunların aile planlaması veya yaşam tarzı seçimleri gibi bir kişinin, hayatındaki birçok alanı etkileyebileceğini göz önünde bulunduracağına öngören stratejiler geliştiriyorlar. Bu sorunların üstesinden gelmelerine yardımcı olabilecek pratik araçlar ve somut stratejiler bulmaya çalışıyorlar.

Bu konuda yenik düşüleceğine inanan insanların bir kısmının geliştirdiği diğer strateji de sınır koymaya odaklanmak veya üzücü haberlere maruz kalmayı sınırlamak olarak ortaya çıkıyor.
“Bilgi sahibi olmak ile aşırı tüketim arasında nasıl bir denge var?”
Yanan ormanlar, petrol sızıntıları ve sellerin görüntüleri bol miktarda ve üzücüdür ve ekolojik kaygımızı daha da kötüleştirebilir. “Bu yüzden tüketime ara vermek, daha minimal yaşamak ve bir araya gelip daha fazla destek bulmak önemlidir.”

Büyük ustaya selam olsun diyerek, konuyu, bir çok yazıyla sürekli gündemde tutacağımızı paylaşmak isterim. Ya büyük ülkeler, şirketler zaten bu kirliliğin en büyük parçasıysa benim tekil iklim – çevre bilincim, çabam ne olacak ki demeyin. Neler yapılabileceğiyle ilgili yazılarımızı takip etmenizi, bize katılmanızı çok isteriz.
Buraya kadar bizleri okuduysanız emeğinize de ayrıca teşekkür ederiz. Olumlu yorumlarınız ve yapıcı eleştirileriniz bize yol gösterecektir. Lütfen bu konuda destek veriniz. Sorularınız için profasortv@gmail.com adresine mail atabilirsiniz.
Bizi kısa süre sonra diğer sosyal medya kanallarından da takip edebilirsiniz.
Hoş çakalın. Önce çevrenize sonra kendinize iyi bakın.!