Dünya Öğretmenler Günü. Yılda 100 Kez de Olsa Haklarını Ödeyemeyiz.

Öğretmenler Gününün, öğretmenlik mesleğini icra eden o özel insanları onurlandırmak için düzenlendiği bir kutlama günü olduğunu biliyoruz. Pek çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmakta. Hal böyleyken 24 kasım günü ülkemizde öğretmenler günü olarak kutlanıyor biliyorsunuz.

Kenan Evren liderliğindeki darbe yönetimi sırasında, 26 Şubat 1981’de Resmi Gazete’de yayımlanan Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği’nde, bu günün ilan edilmesinin amacı şöyle anlatılıyor:

“Öğretmenler arasında sevgi ve saygı bağlarını kuvvetlendirmek, Atatürk ilkelerine ve inkılâplarına bağlı, kaderde, kıvançta ve tasada ortak olup mesleğe ömür vererek emekli olmuş öğretmenlerin hizmetlerinin unutulmayacağı duygusunu vermek, ölümsüz Başöğretmen Büyük Atatürk’ü ve ebediyete göçmüş bulunan öğretmenleri anmak, mesleğe yeni giren genç öğretmenlerde mesleklerinin yüceliği bilincini uyandırmak, böylece meslek dayanışmasını ve öğretmenliğin saygınlığını güçlendirmektir.”

Neden 24 Kasım?

24 Kasım’ın Öğretmenler Günü olarak seçilme nedeni, 1928’de Mustafa Kemal Atatürk’ün başöğretmen sıfatını resmen aldığı günün yıldönümü olması.

Kararın 1981’de alınması ise bu yılın Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olmasından kaynaklanıyor.

Bugün 5 Ekim. Dünya Öğretmenler günü. Kutlanmalı mı, bekleyip 24 kasımda mı kutlamalı ? Öğretmenlerimize olan minnettarlığımızı ve sevgimizi ifade etmek için kullanabileceğimiz her anı değerlendirmeliyiz ve de onların emeklerine küçük bir teşekkür sunarak niye olmasın diyerek bugünü de kutlamalıyız diye düşünüyorum.

Öğretmenler, sadece ders anlatmaz; hayata dair değerleri, sevgiyi ve insanlığı da onlar öğretirler. Öğretmenlerin sabrı, bilgeliği ve sevgisi, öğrencilerin ( Toplumdaki okuma yazma oranına bakınca hepimizin ) hayatında derin izler bırakır. Bu izler, hayat boyu unutulmaz ve daima rehber olur.

Burada karşımıza şu çıkıyor. Peki bunca sorumluluk yüklediğimiz, tüm eğitim öğretim işini yıktığımız öğretmenlerimize gerçekten yeterince iyi eğitim verebiliyor muyuz ?

Onlara yüklediğimiz bu yükün karşılığını verebiliyor muyuz? Ve onları değerli kılabiliyor muyuz. Bu nedenli bu yılda 2 farklı gündeki kutlama bir fırsat. Öğrenci akran zorbalığının sık görülmeye başladığı, basına çokça yansımasa da öğretmene sözel şiddetin çokça yaşandığına inandığım ( Bir özel okulda 12- 13 yaşındaki öğrencinin 60’lı yaşlardaki öğretmenine top patlaması gibi bir sesle bağırıp çağırması hala kulaklarımda ) ve diğer örnek de öğrencisine istediği notun verilmemesi üzerine öğretmene haddini bildirmeye giden veliye öğretmenin – senin çocuğun en arka sırada tüm öğrenim dönemi boyunca kafasını sıradan kaldırmadan uyudu. Bir gün yüzünü görsek zaten herkese bol keseden veriyorken ona da istediğiniz notu verirdik demiş ve bana kalırsa dediğine de pişman olmuş ,öğretmenlikten ciddi anlamda soğuyacak kadar sözel tacize uğramıştır.

Öğretmenlerimizin %73’ü gelir yetersizliği nedenli psikolojik sorunlar yaşarken ve daha iyi ücret veren bir işyeri olsa sektör değiştireceklerini söylerken öğretmen okullarına giderek artan bir talebin olması da bizim ülkemize has bir durum. Ve ilginç. 2024-2025 eğitim öğretim yılında Türkiye’de örgün eğitimde 1 milyon 187 bin 409 öğretmen görev yapmaktayken ve bunların yaklaşık %55 i kadınken yönetim kadrosunda çok az kadına yer verilmesi de bir başka durum.

Nerden başladık nerelere geldik. Pazar yazısı olacaktı. Gerçi iyi de oldu.

Öğretmenlerimize, hayatımız boyunca bize bir şeyler öğreten herkese, o güzel insanlara bir kez daha şükran ve minnetlerimizi sunuyorum.

Herkese iyi pazarlar. ” Eğitim şart” lafı yolunuzu aydınlatsın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir