Evlerimizin Yeni Ortakları: Ne Oldu da Türk Toplumu Kalbinin Kapılarını Evcil Hayvanlara Açtı?

Son günlerde bir reklam filmi sosyal medyayı ve gündemi epey meşgul etti. Aslında ajandamda yazılmayı bekleyen insan sağlığı odaklı içerikler vardı ve sıralamayı bu yönde kullandığım için evcil hayvanlarla ilgili oluşan bu yeni duruma benim bakışımı yansıtacak yazıyı kaleme almak bu güne uzadı. Hayatını uzun yıllar patili dostlarla paylaşmış ve özellikle köpekler üzerine kalem oynatan bir yazar olarak, bu konuyu sizlerle paylaşıyorum.

Kendi hayatıma dönüp baktığımda, hayvanlarla ne kadar köklü bağlar kurduğumu görebiliyorum. İstanbul’daki evimizde çocukluğumdan beri hep bir kedi vardı. Günün birinde terasımıza yaralı bir yaban ördeği indi; onu iyileştirdik ve tüm yaşamını bizimle terasımızda geçirdi. Sonraki bir dönemde de , iş arkadaşımın çocuğuna aldığı ama bakamadığı bir örümcek maymununu sahiplendim. Maalesef bir yolculuk sırasında rahatsızlandı; o yıllarda hayvan hastaneleri ve bakım imkânları son derece sınırlı olduğu için onu kurtaramadık ve kaybettik. Bu benim için çok acı verici bir deneyimdi. Ne var ki hayvanları seviyorsanız hayatınıza hep bir evcil hayvan sokma ihtiyacı duyuyorsunuz. Fethiye de uzun yıllar bir Kangal-kurt kırması köpeğim oldu. Ev değişikliği nedeniyle yeni taşındığım yer nedeni ona bakmam imkansızlaşınca onu en az benim kadar sevecek, bakacak güvenilir bir arkadaşıma sahiplendirdim. Çocuklara doğum günlerinde hediye edilen su kaplumbağalarına bile çok uzun yıllar sevgiyle baktık.

Tüm bu kişisel serüvenimden yola çıkarak, özellikle son yıllarda insanların adeta bir akım halinde evcil hayvan sahiplenmesini kendi süzgecimden geçirerek hemen aşağıda anlatıyorum.

10-15 Yıllık Sessiz Devrim

Kendi bakış açımla; Türkiye’de son 10-15 yılda evcil hayvan dünyasında, özellikle de kedi ve köpeklerin hayatımızdaki yerinde kelimenin tam anlamıyla bir devrim yaşandı. Eskiden veteriner hekimlerin açtıkları birkaç küçük dükkân haricindeki petshoplar, mama ve birkaç basit aksesuar dışında bir şey satamadıkları için kısa sürede kapanırdı. Bugün ise devasa pet marketlerin zincirleştiğini, veteriner kliniklerinin 7/24 esasıyla tam teşekküllü hayvan hastanelerine dönüştüğünü görüyoruz.

Peki, geçmişte hayvan dostlarımız daha çok köylerde, bağda, bahçede bir ihtiyaca yönelik beslenirken ne oldu da modern Türk toplumu onları evinin başköşesine buyur etti? İnsanlar kalbini bu canlara nasıl bu kadar büyük bir sevgi ve ivmeyle açtı? Bu patlamanın arkasında sosyolojik, psikolojik ve ekonomik birkaç temel kırılma noktası olduğunu düşünüyorum:

1. Yalnızlaşan Şehir Hayatı ve “Modern Çekirdek Aile”

Bundan yıllar öncesinde Türkiye’de geniş aile yapıları, komşuluk ilişkileri ve mahalle kültürü çok daha canlıydı. İnsanlar sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını akrabalarıyla veya komşularıyla kolayca giderebiliyordu.

Ancak büyük şehirlere göçün artması, plazalaşma ve bireylerin “bağımsızlık” arayışı —bana kalırsa herhangi bir konuda birilerine hesap vermeme isteği— yalnız yaşayan insan sayısını hızla artırdı. Artık gençler lise eğitimi için bile aile evinden ayrılıyor; bir süre sonra akrabalarının yanından taşınıp arkadaşlarıyla ya da yalnız eve çıkıyorlar. Durumu iyi olan aileler çocuklarına hemen ayrı evler satın alıyor. Bu “kural çiğneme ve hesap vermeme özgürlüğü” lüksü, gençleri kendi şehirlerinde üniversite olsa bile başka illerdeki okullara yönlendiriyor. Okul bitince de aile yanına dönmek istemeyen nesil, yepyeni bir toplumsal yapı ortaya çıkardı. Yani şartlar birileri tarafından hazırlanıyor ve insanlar bu yeni yaşam tarzına yavaş yavaş alıştırılıyor.

Buna karşı cinsle olan birlikteliklerin çok daha kolaylaşması, hüsranla biten ilişkiler ve bu kaygılarla evlilik yaşının ötelenmesi de eklenince insanlık ciddi bir yalnızlığa itildi. Modern şehir hayatının getirdiği bu izolasyon içinde, kedi ve köpekle kurulan o “koşulsuz sevgi ve sadakat” bağı, insanların en büyük duygusal sığınağı oldu. Bir köpek sever olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki; akşam eve gelindiğinde boş bir duvara değil, gözünüzün içine aşkla bakan bir canlıya sarılma ihtiyacı bu canlarla karşılandı.

2. Pandemi Dönemi: Büyük Kırılma Noktası

Türkiye’deki evcil hayvan sahiplenme grafiğindeki en dikey yükseliş, şüphesiz COVID-19 pandemisi döneminde yaşandı. Aylarca evlere kapandığımız o günlerde dışarı çıkabilmenin (sokağa çıkma yasaklarını delmenin yasal bir yolu olmasının ötesinde) ve süreler uzadıkça evlerde oluşan o ağır, depresif havayı dağıtmanın en güzel yolu bir evcil hayvan edinmek oldu. Birçok insan ilk defa bir hayvanla bu kadar uzun süre aynı evi paylaştı ve o bağın mucizesini keşfetti.

Pandemide edinilen bu alışkanlıklar, sonrasında da katlanarak devam etti. Bana kalırsa o dönem, insanlığın kendiyle yüzleştiği gerçek bir laboratuvardı. Yaşamı, insanlığımızı sorgulamamız gereken bir dönemdi. Hayatın sadece mal ve hizmetlerden ibaret olmadığını, her anlamda saat gibi işleyen bir tedarik zincirine bağlı olduğunu gördük. İçinde yaşarken gözümüze çarpmayan nasıl bir kurulu düzen varmış ve eksikliğinde nasıl çaresiz kalabiliyormuşuz, hep birlikte deneyimledik.

3. Kuşak Değişimi ve Bakış Açısının Dönüşmesi

Eski kuşaklar için hayvanlar genellikle “işlevsel” varlıklardı; köpek evin güvenliğiydi, evi – işyerini beklerdi, kedi fare yakalardı ve yerleri evin bahçesiydi. Ancak Y ve özellikle Z kuşaklarının hayata yön vermeye başlamasıyla bu algı tamamen yıkıldı. Yeni nesil yukarıda anlattığım nedenlerle hayvanı bir “araç” değil; bir “birey” ve “aile üyesi” olarak görmeye başladı. Bunu da çok hızlı benimsediler. Çünkü insan aile bireyleri sizi herhangi bir gerekçeyle eleştirebiliyorken, bu hayvanların öyle bir derdi yoktu. Bir canlının saf sıcaklığını hissetmek, ibreyi bir anda onlardan yana çevirdi. Hayvan haklarına olan duyarlılığın artması, sosyal medyadaki farkındalık projeleri ve “Satın Alma Sahiplen” kampanyaları bu dönüşümü korkunç derecede hızlandırdı.

4. Doğadan Kopuşun Getirdiği Özlem

Şehirlerimiz hızla betonlaştı. Artık insanlar çok katlı dev binalarda, yan komşusunu tamamen yok sayarak, birbirini görmeden yaşıyor. Topraktan, ağaçtan, yeşilden ve imece yaşam kültüründen kopan modern insan; doğayla olan o ilkel ve saf bağını, küçük dairesine aldığı bir kediyle ya da sokakta gezdirdiği bir köpekle yeniden kurmaya çalışıyor. Bir köpeğin tüylerine dokunmak, onunla parkta yürümek, aslında şehir insanının varoluşundan gelen doğaya attığı küçük bir çığlıktır.

5. Sosyal Medya ve “Görünürlük” Kültürü

nstagram ve TikTok gibi platformlar, evcil hayvanların hayatımızdaki yerini çok fazla estetize etti. Sevimli kedi/köpek videoları insanlarda “Ben de bu sevgiyi tatmalıyım” dürtüsü uyandırdı. Ayrıca köpeğiyle sabah yürüyüşü yapan, şık bir kafede oturan insan profili; modern, elit ve duyarlı bir yaşam tarzının sembolü hâline geldi. Tabii bu durum, tıpkı lüks bir otomobil sahibi olma güdüsünün altında yatan “Ben bunu satın alabiliyorum, böyle bir bütçem var” mesajının bir nevi göstergesi gibi kullanılmaya da başlandı. Maalesef.

Bu Sevginin Maddi Karşılığı: Gerçekçi Bir Bütçe Planı

Bir kedi veya köpek sahiplenmek hayatımıza tarifsiz bir neşe katsa da bütçesel olarak ciddi bir finansal sorumluluğu beraberinde getirir. Harcamalar evcil hayvanın yaşına, ırkına, sağlık durumuna ve seçeceğiniz mamanın kalitesine göre çok büyük değişkenlik gösterir. Bugün ticari olarak çılgınca büyüyen pet sektörünü besleyen yıllık ortalama temel gider tablosu ise şu şekildedir:

Evcil Hayvan TürüYıllık Ortalama Minimum Bakım Maliyeti
Yetişkin Kedi30.000 TL – 45.000 TL
Orta / Büyük Irk Köpek45.000 TL – 75.000 TL

Not: Bu rakamlar sadece mama, kum ve rutin veteriner (aşı/parazit) giderlerini kapsamaktadır. Beklenmedik sağlık sorunları, operasyonlar, pet kuaför ve pansiyon giderleri bu bütçeleri çok daha yukarı taşıyabilmektedir.

Özetle

Eskiden mahalle aralarındaki petshopların batma sebebi, toplumun o dönemde hayvanı ev içine sokulacak bir “ihtiyaç” veya “aile ferdi” olarak görmemesiydi. Bugün yaşanan sektörel patlama ve yoğun ilgi ise tamamen modern insanın kalabalıklar içinde düşmüş olduğu anlam, sevgi, aidiyet ve samimiyet arayışının bir sonucudur.

Ve yazıyı bağlarken. Eski yıllarda nerdeyse ev halkının yediklerinden paylaştıklarıyla hayata tutunan, nerdeyse yaşamını yitirene kadar veteriner yüzü görmeden yaşama tutunan evcil hayvanlar yerlerini yukarda kısaca paylaştığım bakım giderleriyle sahiplenecek insanlara ciddi sorumluluklar yüklüyor. Böyle olunca bu yeni nesil evcil hayvanlara bakabilecek sorumluluklarını yeterine getirebilecek durumdaysanız ne güzel. Ama değilse bir canlının hakkına girmemenizi, bu sorumluluğu alabileceğiniz günler gelene kadar uzak durmanızı özellikle rica ediyorum.

“Unutmayalım: Evcil Hayvan Sahibi Olmak Bir Lüks Değil, Ömürlük Bir Taahhüttür”

Modern dünyanın yalnızlığından kaçarken, bir canı evimize dahil etmenin sadece keyifli anlardan ibaret olmadığını idrak etmek zorundayız. Karşılıksız sevgiyle dolu o gözlerin arkasında; yıllık bütçe planlamaları, düzenli veteriner kontrolleri, sabır gerektiren eğitim süreçleri ve en önemlisi asla bitmeyecek bir sadakat sorumluluğu yatar.

Bir hevesle eve alınıp ilk zorlukta sokaklara veya barınaklara terk edilen her can, modern insanın sorumluluktan kaçışının acı bir faturasıdır. Lütfen kalbinizin kapılarını açmadan önce, bütçenizin ve zamanınızın bu uzun yolculuğa hazır olduğundan emin olun. Onların tek ihtiyacı biraz mama değil, ömür boyu sürecek bir yuvadır.

Satın almayın, sahiplenin; ama en önemlisi, ömürlük sevin diyor sevgiyle yaşadığınız anların tadınıi keyfini çıkarmanız dileğiyle saygılar, sevgiler sunuyorum.

Hoşçakalın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir