Z ve Alfa Kuşağı aptal değil, Sadece sahipsiz diye düşünüyorum. Ve bunu her fırsatta söylüyorum, söyleyeceğim.
Son zamanlarda nereye konusu açılsa hep aynı kolaycı tespiti görüyorum: “Bu Z kuşağının IQ’su düşük, çok tembeller, hiçbir şey üretmiyorlar…” Ekran başında ömür tüketen, iki kelimeyi bir araya getiremeyen bir nesil tasviri yapmak, bugünün yetişkinleri için ne kadar da konforlu bir kaçış rampası, değil mi? Büyüme sürecinde onlar için ne yapıldığı sorusundan çok suçu gençliğe at, aradan sıyrıl stratejisi yetişkinlere daha kolay geliyor.
Ama kazın ayağı öyle değil. Ben iyi bir gözlemciyimdiye düşünüyorum. Çevremi, sokakları, evleri, insanları izliyorum. Ve iddia ediyorum: Karşımızdaki tablo bir neslin zekâ problemi değil; insanlığın yokuş aşağı gidişinin, sessiz çığlığıdır.
Şanslı olan, kendileriyle yani çocuklarıyla ayni frekansı yakalayan az sayıda ebeveyn dışında maalesef Z ve Alfa kuşağı ortada kalmıştır. Çünkü bugünün anne babaları o kadar yoğunlar ki onlardan alabilecekleri hiçbir şey yok!
Akıllı Telefonların Esiri, “Benden Sonrası Tufan” Ebeveynleri

Eski geleneksel aile yapısı çoktan unutuldu. Bugün aynı çatı altında, herkesin kendi ekranına gömüldüğü, bireysel takıldığı hayalet evlerde yaşıyoruz. Sosyal medyada amaçsızca sayfa çevirerek ömrünü ve vaktini öğüten bir ebeveyn kuşağı var karşımızda. Çocuklarına gösterecekleri gerçek bir ilgi, ayıracakları kaliteli bir zaman yok. Varsa yoksa bir narsisizm, varsa yoksa “benden sonrası tufan” bencilliği.
Okullar mı? Onlar çoktan hem eğiten hem öğreten o eski yuvalar olmaktan çıktı. Standartların dışına çıkmamaya özen gösteren, ebeveynlerin istediği yarış atlarını yetiştirmeye odaklanmış, sadece müfredat yetiştirmeye odaklanmış ticarethanelere ve malesef ruhsuz binalara dönüştü. Pastadan daha çok pay alabilmek için yarışan birbirlerine benzeyen sıradan eğitimler veren kalite çıtasını yükseltmekten çok müşteri kapmaya çalışan yapılar olarak dillendiriliyorlar basında. Böyle olunca da çocuklar hem evde hem okulda tam anlamıyla sahipsiz.
Peki bu çocuklar dünyayı nasıl öğreniyor? İnsanlığın varoluşundan beri hep yaptıkları gibi. Evet tabi ki kopyalayarak. Çünkü çocuk, ebeveyninin konuştuğunu değil, yaptığını kopyalamaya kodlanmış bir aynadır. Ve o aynada gördükleri şey maalesf tam bir facia.
Fethiye Yollarında Bir Arena: Dev SUV’lar ve Empati Yoksunu sürücüler
Gelin, hep beraber yaşadığımız şu güzelim Fethiye’nin yollarına bakalım. Normal şartlarda en uzak mesafeye bile 15 – 20 dakikada ulaşabileceğiniz bir sahil kentiyken merkezin trafik yükünü taşıyan ana yollar çoktandır agresif görünüşlü, kaslı, yollara sığmayan araçların savaş alanına, adeta kural tanımadıkları ya da kendi kurallarıyla varolmaya çalıştıkları bir arenaya döndü.
Çocuğunu okuldan alırken sanki dünyanın en önemli operasyonunu yapıyormuş gibi davranan anne babaları izleyin. Çocuğun önde oturması hayati tehlike arz ederken, sırf “ayrıcalıklı” hissetsin diye ön koltuğa oturtulan o minik bedenler… O devasa arabalar, çocuklara koruma sağlayan birer aile yuvası değil; dış dünyaya karşı kurulmuş birer kibir kalesi.
Direksiyon başında, o kocaman jipin içinde küçücük kalmış, burnunu cama dayamış sürücülere bakıyorum bazen. Hayatlarında bir kez bile “empati” kelimesinin anlamıyla bağdaşmış bir yaşam kalitesine sahip olmamışlar. Ne kurallara saygı var, ne insana, ne de akan trafiğe. O otomobil denen kalelerinin içine bindiklerinde , çocuklarına da şu bilinçaltı mesajını veriyorlar : “Bu kalenin içinde bizi kimse yenemez. Senden başkası önemli değil. Kurallar sadece zayıflar içindir!”

En kötü örnek, çocuğa en yakın olan örnektir. Çocuk, annesinin, babasının o trafikteki bencilce barbarlığını, kuralsızlığını, diğer insanları hiçe sayışını izleyerek büyüyor. Sonra da bu çocuktan topluma faydalı, saygılı bir birey olmasını bekliyoruz. Hadi oradan diyesi geliyor insanın !
İnsanlığın Sessiz Çığlığı

Kimin elinin kimin cebinde olduğunun belli olmadığı, ahlaki değerlerin altüst olduğu bu yeni toplum düzeninde, Z ve Alfa kuşağı ne yazık ki arada kaynayıp giden kurbanlar oldular. Onlar yokuş aşağı son sürat giden insanlığın faturasını ödeyen, ödeyecek günah keçileridir. Bu yüzden kimse bana Z kuşağının IQ’sundan bahsetmesin.
• Eğer bir yetersizlik arıyorsak, önce o dev arabaların içindeki cüceleşmiş empatimize bakacağız.
• Eğer bir boşluk arıyorsak, akşamları evde çocuğunun yüzüne bakmak yerine elindeki ekranda kaybolan anne babalara bakacağız.

Bu çocuklar aptal değil. Sadece çok kötü öğretmenleri var: Biziz!
Şimdi o klimalı, lüks konfor alanlarınızdan çıkın ve aynaya bir bakın. Devasa arabalarınızın ezdiği şey sadece trafik kuralları değil; insanlığın geleceğidir.
Yazı Hakkında Küçük Bir Blog Notu:
Ebeveynlerin o lüks kalelerine çekilip çocukları dijital bir sahipsizliğe terk ettiği, okulların ise sadece “müfredat bekçiliği” yaptığı bu düzende, trenin ebeveyn ayağı maalesef çoktan kaçtı. Artık bireysel farkındalık çağrısı yapmak, okyanusa bardakla su taşımaktan farksız.
Eğer insanlığın bu yokuş aşağı gidişini yavaşlatmak ve Z ile Alfa kuşağını bu cendereden çekip çıkarmak istiyorsak, sorumluluk artık bireysel değil, kamusal ve sistemsel olmak zorundadır.
Siyasilerin, yerel yönetimlerin ve toplum önderlerinin bu noktada takınması gereken rasyonel ve radikal yaklaşımı şu başlıklarla ele almalıyız:
1. Kamusal Alanları “Dijital Getto” Olmaktan Çıkarmak

Ebeveynler çocukları dev arabalarla eve ve AVM’lere kapatırken, siyasilerin ve yerel yönetimlerin görevi çocukları sokağa, fiziki temasla iletişim kuracakları akrana ve gerçeğe çağırmaktır.
• Fethiye Ölçeğinde ve Genel Olarak: Kentler dev jiplere göre değil, çocukların yürüyebileceği, bisiklete binebileceği, akranlarıyla “ekransız” bağ kurabileceği alanlara göre yeniden tasarlanmalıdır.
• Ücretsiz ve Cazip Sosyal Alanlar: Gençlerin evdeki o yalnızlıktan kaçabileceği dijital değil, fiziksel kulüpler (robotik atölyeleri, tiyatro sahneleri, marangozhaneler, spor alanları) her mahallede ücretsiz ve erişilebilir olmalı. Çocuk, ebeveyninden göremediği “birlikte üretme” kültürünü kamusal alanda bulmalı.
2. Eğitimde “Müfredat Fabrikası” Modelini Yıkmak
Okullar, ailelerin vermediği o empatiyi, kurallara saygıyı ve toplumsal bilinci aşılayacak yegane kaleler haline getirilmelidir. Ebeveynin eğitemediği yerde, devletin eğitim sistemi devreye girmelidir.
• Karakter ve Yaşam Eğitimi: Matematik ve fizik formüllerinden önce; trafik kültürü, ekoloji bilinci, felsefe, eleştirel düşünme ve en önemlisi dijital detoks/medya okuryazarlığı zorunlu ve ağırlıklı dersler olmalı.
• Standart Dışına Çıkma Özgürlüğü: Öğretmenler birer sınav gözetmeni olmaktan çıkarılmalı, çocukların vizyonunu açacak, onları sokağa, doğaya, sanata yönlendirecek “önderler” haline getirilmesi için sistem esnetilmelidir.
3. Siyasilerin Dil Değişikliği: “Balkon Siyasetinden” Gençlik Gerçekliğine
Siyasiler Z ve Alfa kuşağına sadece birer “seçmen oyu” ya da “geleceğimizdir” gibi klişe övgülerle yaklaşmayı bırakmalıdır.
• Popülizmi Bırakmak: Siyasiler, gençlerin içine düştüğü bu varoluşsal krizi (yalnızlık, değersizlik hissi, gelecek kaygısı) görmeli ve dillerini buna göre kurmalıdır. TikTok videolarında komik olmaya çalışan siyasetçi figürü bu çocuklara yapay geliyor.Gençlerin ihtiyacı olan şey samimiyet, ciddiyet ve kendilerine alan açılmasıdır.
• Gençlik Meclislerinin Aktifleştirilmesi: Karar mekanizmalarına Z kuşağı gençleri sembolik olarak değil, bütçe ve yetki verilerek dahil edilmelidir. Kendi yaşam alanlarını kendileri tasarlamalıdırlar.
4. Toplum Önderlerinin “Ahlak Bekçiliğini” Bırakıp “Rol Model” Olması
Bugün kendisini toplum önderi, aydın ya da kanaat önderi olarak görenlerin en büyük hatası, sürekli gençleri eleştirmek, onlara “bizim zamanımızda…” diye başlayan nutuklar çekmektir.
• Saygıyı Yeniden Tanımlamak: Gençlere “büyüklere saygı gösterin” demek yerine, büyüklere “çocukların geleceğine, doğasına, hakkına saygı gösterin” diyebilecek cesur aydınlara ihtiyaç var. O trafikteki bencil sürücüleri, kuralsız zenginleri ifşa edecek ve toplumsal normları yeniden inşa edecek bir entelektüel duruş gerekiyor.
• Dijital Dünyada Varlık Göstermek: Toplum önderleri fildişi kulelerinden çıkıp, bu kuşağın yaşadığı dijital mecralarda ( YouTube, podcast mecraları vb.) derinlikli, düşündüren ve onları “silkeleyen” içerikler üretmelidir.
Yazıyı bağlarken özetlersek ; Z ve Alfa kuşağını kurtarmak, onlara bir şeyler “öğretmekle” değil; ebeveynlerinin yarattığı o bencil, gürültülü ve yapay dünyadan onları korumakla başlar. Siyasiler ve toplum önderleri, ailelerin çocuklarına sunamadığı “anlamı ve aidiyeti” kamusal projelerle, adil bir sistemle ve dürüst bir dille sunmak zorundadır. Aksi takdirde, o dev SUV’ların ezdiği sadece trafik kuralları değil, koca bir neslin geleceği olacaktır.
Evet bugünkü yazımız bu. Bu çocukların sessiz çığlığını duymaya başlamalı ama bu arada 6 yaşındaki bir çocuğun da sizi yönetmesine izin vermemelisiniz. Baba oğul bir markette, avm de sanki evinizdeymiş gibi avaz avaz alışveriş konunuzu tartışmamalısınız. Bir şeylerin farkına varmalı, üstesinden gelemiyorsanız da gerekirse konu uzmanlarından yardım almalısınız. Bu çocuklar sadece sizin değil hepimizin. Toplum dediğimiz bir bütünün parçaları. Herkesi sorumluluğu çerçevesinde göreve çağırmak istiyorum. Çocuklarınıza vereceğiniz destek aslında kendinize yapacağınız en büyük yardım olacaktır. Lütfen yazıyı okuduğunuz günü milat kabul edip bu konu da kalbinizin kapısını onlara açın. Onlara sahip çıktığınızı gösteren eylemlere hızlıca başlayın ve onlara hem ebeveyn ve hem de en iyi arkadaşları, dostları olabileceğinizi gösterin.
Yazım biraz ağır kaçabilir ancak durumumuz, yokuş aşağı freni patlamış bir kamyondaki insanların hâline benziyor. Hiçbir şey bitmiş ya da geçmiş değil. Bize dayatılan bu anti kültürü yaşamak zorunda olmadığımızı akıl süzgecinden geçirmeliyiz. Bir an önce silkelenmeli, toplumun elimizden kayıp gitmesine izin vermemeliyiz.
Sidik yarıştırmanın sonunun olmadığını göreceğimiz, toplum denen yapıda birbirimizi empati yaparak kucaklayacağımız, bilgimizi görgümüzü birbirimizle paylaşacağımız, hep birlikte daha iyiye gidebileceğimiz bir gelecekte toplum önderlerinin de işe sahip çıkacağı günleri görmek dileğiyle.
Hoş çakalın. Kendinize, ama en çok da çocuklarınıza ”iyi ” bakın lütfen.