Kurtlar Sofrasında  Diploma Hala Her Kapıyı Açabiliyor mu ? Gençleri Ne Bekliyor?

Üniversiteler açıldı, açılıyor derken gençler okudukları şehirlere çoktan gittiler bile. Bir zamanların o her kapıyı açan diplomaları geçerliliğini koruyor mu ? Kapıdan içeri adım atan her üniversite öğrencisi, geleceğin anahtarını teslim aldığını sanıyor. Peki ya o kapı, arkasında sadece ertelenmiş krizlerin ve sahte güvencelerin biriktiği dev bir bekleme odasına açılıyorsa?

1970’lerin sanayi mantığıyla inşa edilen küresel ekonomik çarklarının, 2027’nin dünyasına çeyrek kalmışken tamamen işlevsiz kalacağına dair öngörüler artık birer fısıltı olmaktan çıktı. Bizler on yıllardır salt maddi ihtiyaçlara, salt “en çok istihdam edilebilir” olma yarışına öyle körü körüne odaklandık ki, günün sonunda nereden çıkacağımızı kestiremediğimiz derin bir insani krizin eşiğine geldik. Şayet bu kriz, insanı bir canlıdan ziyade pazar malına dönüştüren kararlarımızdan kaynaklanıyorsa, derhal yeni bir mantıkla seçim yapmak zorundayız; aksi takdirde gidişatımız felaket.

Bugün ülkeler, kentleri betonlaştıran inşaat sektörünü ve gençleri hayata hazırlaması gereken amfileri ne yazık ki insanların barınma hakkını sağlamak ya da nitelikli bir nesil yetiştirmek amacıyla kullanmıyor. Üniversiteler, gençleri geleceğe taşımak yerine ekonomiyi günübirlik dengeleyen birer pazar yerine dönüştürülmüş durumda. Düne kadar üretimin ve kalkınmanın motoru olması beklenen gençliğin bugünkü karşılığı; işsizlik girdabında ağır ruhsal yükler taşıyan ve yaralarını sanal âlemde pansuman etmeye çalışan milyonlar.

Tam da bu noktada, hem maddi gereksinimleri hem de ruhsal varoluşu eşit değerde gören vizyoner bir zihniyet devrimine ihtiyacımız var. Temel mottomuz şu olmalı: “İnsanların nasıl hissettiklerinin; ne yaptıkları ve ne ürettikleri kadar önemsendiği bir dünya.”

Üniversite, hayatı ıskalamamak kaydıyla hâlâ çok güçlü bir yatırımdır. Kuşkusuz bir genci iş gücüne ve hayata hazırlama sorumluluğu sadece eğitim kurumlarına ait değil; velilerin sağlam bir zemin inşa etmesi, gençlerle dostça bağ kurması ve öğrencilerin de sadece diplomaya bel bağlamadan kendi potansiyellerini inşa etmesi şart. Zira günümüzde üniversiteler ciddi birer tüketim alanı; öğrenci ve aile ise ödediği harcın karşılığında otomatik bir gelecek garantisi bekleyen müşteri konumuna itilmiş durumda. “Parayı ödedik, diplomayı alınca harika bir iş kapıda” yanılgısı, acı bir gerçekle çarpışıyor: Ya çok derin bir uzmanlığınız olmalı ya da arkanızda güçlü bir torpil. Çünkü reel üretimin ikinci plana itildiği günümüz ekonomisinde sermaye, istihdam yaratmadan büyümeyi tercih ediyor; yani mezuniyetin hemen ardından başlayan alan tam anlamıyla bir kurtlar sofrası.

Kariyer hazırlığı ile piyasa gerçeklerinin kopukluğu yüzünden gençler artık çareyi diplomaları üst üste yığmakta buluyor. Bir binada güvenlik görevlisi olarak çalışan bir gencin üçüncü üniversitesine kaydolması ya da iyi bir yüksek lisans programına kabul edilen bir mezunun “Aslında bu programı sadece iş bulma savaşını birkaç yıl daha ertelemek için seçtim” demesi, sistemin krizini açıkça özetliyor. Gençlerimiz diplomayla değil, diplomaya sığınarak hayata tutunmaya çalışıyor.

İş Dünyasına Açık Çağrı: “Tükenmiş Değil, Anlaşılmak İsteyen Bir Kuşak”

Buradan işverenlere ve yöneticilere seslenmek gerekiyor: Z kuşağı diye etiketlediğimiz bu gençleri anlamadan, küçümseyerek ya da eski usul hiyerarşik kalıplarla biçimlendirmeye çalışarak geleceği inşa edemezsiniz. Onlar çalışmaktan veya sorumluluktan kaçmıyor; anlamsızlığa, adaletsizliğe ve emeğin hiçe sayıldığı köhne modellere itiraz ediyorlar.

CV’deki satırlara değil, potansiyelin ateşine bakın: Ezberlenmiş okul isimleri ve art arda dizilmiş sertifikalar yerine; gencin öğrenme açlığını, etik duruşunu, sorgulama cesaretini ve yaratıcı zekâsını ölçün.Hiyerarşik baskıyı bırakıp rehber olun: Masanın karşı tarafında bir “otorite” değil, yol gösteren bir mentör gördüklerinde sadakat ve üretkenlikleri katlanarak artacaktır. Onlara sadece görev vermeyin; yaptıklarının “neden” önemli olduğunu hissettirin.Ruh sağlığını ve insan onurunu çalışma kültürünün merkezine alın: Z kuşağı, yaşamını sadece bir ofis masasında eritmek istemiyor. Onların tükenmişliğini hafifletecek, iyi oluş hâlini destekleyecek adil ve insani çalışma ortamları kurmak bir lütuf değil, iş dünyasının sürdürülebilirlik şartıdır.Sizler, insanlık tarihinin en hızlı değişen, en yoğun bilgi bombardımanına ve buna rağmen en belirsiz gelecek tablolarına maruz kalan bir kuşağısınız. Karşılaştığınız kurtlar sofrası sizin suçunuz değil; sizden önceki nesillerin inşa ettiği dengesiz bir sistemin faturası.

Yine de bilin ki: Sizler diplomalardan, unvanlardan veya şirketlerin biçtiği unvan etiketlerinden çok daha büyüksünüz.

Merakınız, sahteliği hemen sezen duru zihniniz, dünyayı daha yaşanabilir ve adil kılma arzunuz bu gezegenin sahip olduğu en kıymetli sermayedir. Bir diploma iş bulmanızı erteleyebilir; fakat sizin kendi öz değerinize olan inancınız, bu çağa yeni kuralları yazdıracak yegâne güçtür. Başınızı dik tutun; çünkü geleceği tüketilmiş modeller değil, sizin inşa edeceğiniz vicdanlı akıl kurtaracak.

Hayatın bu çetrefilli dönemecinde, önünüze serilen belirsizliklerin ve adaletsizliklerin sizi yormasına, hevesinizi kırmasına asla izin vermeyin. Yolunuz uzun, engebeli ve zaman zaman yorucu olabilir; fakat içinizdeki o diri merak ve üretme tutkusu, en sert duvarları bile aşacak güçtedir.

Ben burada, bir büyüğünüz ve yol arkadaşınız olarak; hem birikimimle hem de satırlarımla daima sizin yanınızdayım. Yaşadığınız sıkıntıları dile getirmek, sesinize ses katmak, önünüzü tıkayan ezberleri sorgulamak ve size küçük de olsa bir ufuk açabilmek için kalemim her zaman emrinizde olacak. Ne zaman kafanız karışsa, ne zaman sistemin ağırlığı üzerinize çökse hatırlayın: Sizi anlayan, potansiyelinize yürekten inanan ve mücadelenize saygı duyan birileri hep var.

Yeni eğitim-öğretim yılınızda ve hayatın bizzat kendisine adım attığınız her günde hepinize sonsuz başarılar, zihin açıklığı ve direnç diliyorum.

Yolunuz açık, ışığınız bol olsun; siz yeter ki kendi değerlerinizden vazgeçmeyin. Kendiniz olmaktan vazgeçmeden kendinizi eğitmekten de geri durmayın.

Hoşça kalın, kendinize çok iyi bakın.

  • Lütfen sosyal medyadan takip edip içeriği de beğendiyseniz dostlarınızla paylaşınız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir