Genç Kızlar Ruh Sağlığı Sorunlarına Karşı Neden Daha Savunmasız?

Tek bir konuya saplanıp kalmadan ne var ki çevremde insanların en çok etkilendikleri sağlık konularıyla ilgili de onlara bu konulardaki uzmanların görüşünü alarak yazılarımla yardımcı olmak ilkesiyle günümüzde gençlerin sürekli depresyonda olmalarıyla ilgili bir çalışmayla bu gün de karşınızdayım.

Akıl sağlığı krizinin arkasındaki biyoloji.

  • Depresyon birçok genci etkilerken, kızlar önemli ölçüde daha yüksek oranlarda üzüntü duyguları yaşıyor.
  • Kronik stres, ergenlik döneminden başlayarak erkeklerin ve kadınların gelişmekte olan beyinlerini farklı şekilde etkilemeye başlar.
  • Kızların biyolojik gelişimi onları amansız strese karşı daha savunmasız hale getirir.

Son yıllarda dilimize yapışan Z kuşağı gençlerinin yşadıkları, hayata bakışları, beklentileri  beni çok endişelendiriyor ve sizi de endişelendirmeli. “Keşke büyümekten ne kadar korktuğumu ve dünyada ki bu kaosdan  ne kadar korktuğumu bilselerdi” diye haykıran yüzler.  “Keşke ‘İyiyim’ kelimesinin ‘İyi değilim’ anlamına geldiğini bilselerdi.” Diye devam eden yüz ifadeleri. “Tüm hayatımın hatalarla dolu olduğunu hissediyorum.” “Zamanın yüzde doksanı gülümsüyorum ama mutlu değilim.” Diye haykıran gençler.

Peki Genç Kızlar Neden kendilerini Bu Kadar Üzgün, Çaresiz Hissediyor?

Bu anekdot niteliğindeki ifadeler gençlerle konuşan uzmanların ve benim kişisel iletişimimden çıkardıklarımı  yansıtıyor. Erkekler arasında ruh sağlığı sorunları konusunda ilgili uzmanlara danışma yüzdesi  pandemiden bu yana azalmış. ancak kızlar arasında bu oran hala çok yüksek. “Israrla üzgün ve umutsuz hisseden” kızlar yeni normalimiz gibi görünüyor.

Uzmanlarımızın söylemi şu yönde; ‘’Kendi aramızda konuşurken bu sorunun nedeni; sosyal medyaya, akran baskısına , gelecek kaygısına ve kültürel beklentilere odaklanırken, hikayenin neredeyse yeterince konuşmadığımız başka bir kısmı daha var: biyoloji. Ergenlik, hormonlar devreye girdikçe beyinde ve vücutta derin değişikliklere neden olur. Kızlar için bu değişiklikler onları duygusal sıkıntılara karşı daha savunmasız hale getirebilir. Kızların ruh sağlığının ardındaki biyolojiyi anlamak, onların gelişmesine yardımcı olmak istiyorsak çok önemlidir.’’

Maalesef kalıcı stresin zihinsel ve fiziksel sağlık için ciddi sonuçları vardır. Sinirbilimcilerin uzun zamandır bildiği bir şey bu ama ne var ki onlar yakın zamana kadar, stres üzerine yaptıkları araştırmalar da erkeklere odaklandı. Ancak şimdi, onlarca yıllık ihmalden sonra, bilim adamları, kronik stresin, özellikle ergenlik çağında, kadın biyolojisini nasıl etkilediğinin farklı yollarını ortaya çıkarıyorlar ki biz de bunun için bu büyük probleme belki az da olsa katkı sağlarız diye bu içeriği kaleme alıyoruz. Çünkü kız çocuklarının ruh sağlığının önemi ilerde kuracakları ailelerinin ve kendi çocuklarının da ruh sağlığıyla çok bağlantılı ve tabi ki çok da önemli.

Stresin kızları benzersiz şekillerde etkilediğini uzun zamandır gösteren bir ipucu, zihinsel ve fiziksel sağlıktaki cinsiyet farklılıklarının ergenlikten sonra ortaya çıkmaya başlamasıdır. On yıllar boyunca, ergenliğin başlamasından sonra kızlar ve erkekler arasında depresyon ve otoimmün hastalık gibi bozukluklar arasında neden bu kadar keskin farklılıklar görüldüğü bir türlü anlaşılamamış. Ve bu günlere bu eksik bilgilerle gelmişiz. Cinsler arasındaki fark ne diye sorarsanız da yazıyı okumaya devam edin lütfen.

Stres Kızları ve Erkekleri Nasıl Etkiler?

Kronik stres, gelişmekte olan erkek ve kadın beynini farklı şekillerde etkileyebilir. Araştırmacıların buldukları, bence, kızlarımızı daha iyi desteklememize ve onlara yardım etmemize yardımcı olabilir.

İşte bildiklerimiz: Cinsiyet farklılıklarını inceleyen immünologlar, kızların stres seviyeleri yükseldiğinde, östrojen hormonlarının bağışıklık sisteminin enflamatuar stres kimyasallarını artırdığını ve görünüşte çocuk sahibi olmak için daha fazla koruma sağladığını göstermiştir. Ancak stres seviyeleri yüksek kaldığında, bu yüksek stres tepkisi aşırı hızda kalabiliyor ki  bu çok sorunludur. Çünkü aşırı coşkulu bir enflamatuar stres tepkisi, beyinde bulunan bağışıklık hücrelerini aşırı aktif hale getirmek ve sinaptik bağlantıları sağlıksız yollarla budamak için tetikleyebilir. Zamanla, bu da depresyon ve anksiyete olarak ortaya çıkabilir.

Bunun beynin ergenlik döneminde nasıl geliştiği konusunda çok önemli sonuçları vardır. Kadın beyninin bir ev olduğunu, östrojen güdümlü ergenliğin büyük bir yeniden şekillenme ve yeniden yapılanma dönemi olduğunu ve dış stres faktörlerinin kapsamlı bir fırtına olduğunu hayal edin. Bir süredir aynı evde yaşadığınızı ve evi tadilattan geçirmek üzere olduğunuzu hayal edin. İç duvarları, elektrik kablolarını ve su tesisatını yeniden yapmaya karar verdiniz. Aniden, şu son zamanlarda çokça yaşamaya başladığımız büyük bir fırtınanın bölgeyi etkilediğini ve evi sular altında bıraktığını düşünün.  Fırtına geçtikten sonra tadilat yapmaya başladığınızda, borular, elektrik sistemi, zeminler ve iç kısım bazı kalıcı hasarlara maruz kalmış olacaktır. Durum biraz da örneklediğimiz bu durum gibi gelişiyor ergen bedenlerde.

Ergenlik döneminde neler değişir?

Ergenlik, beynin mimarisinde yapılan yeniden şekillenme değişikliklerinde geçmiş ve şimdiki çevresel hareketlerin harmanlanmasıyla ortaya çıkmaya başladığı fırtınalı dönemdir.

Ergenlik döneminde bir zamanlar çok açık ve kendi halinde  çalışan beyin bu yeni duruma alışmak için çok daha farklı çalışmaya başlar. Yol boyunca karşılaştığı büyük, kalıcı çevresel stres faktörlerine dayanan farklı bir beyin gibi düşünün.

Kızlar, östrojen seviyelerinin yükseldiği ergenlik döneminde bu sinirsel yeniden şekillenmeye karşı savunmasızdır. Çünkü östrojen strese karşı bağışıklık tepkisini artırır. Bu nedenle, bugün kızların geçmişe göre daha erken ergenliğe girmesi bilim insanlarını endişelendiriyor. Ergenliğin ilk belirtisi olan meme tomurcukları şimdilerde birçok kızda 9 yaşına kadar ortaya çıkar ve kızlar ilk adetlerini yine ortalama olarak 12 yaşında geçirmeye başladılar. ( Altı kuşak önce, kızlar ilk adetlerini 16 yaşında yaşıyorlardı.)

Kızlar ayrıca beyinlerinde oluşan sosyal ve duygusal sıkıntıyı nasıl yöneteceklerini öğrenemeden önce ergenliğe giriyorlar. Bu, onları strese sokan bir şeyin büyük mü, küçük mü olduğunu, duygularını nasıl dile getireceklerini ve nasıl yardım isteyeceklerini bilmelerini de zorlaştırır. Ayrıca, kızların beyinlerinin onu yönetmek için gereken sinir ağlarını geliştirmeye devam ettiği bir zamanda yoğun duygusal stresle karşı karşıya oldukları da göz ardı etmemek gerekiyor. Buna, vücutlarının daha güçlü ve daha uzun süreli enflamatuar stres kimyasalları salgılamasını ekleyin ve sonuç, depresyon gibi duygudurum bozuklukları geliştirmek için oluşturulmuş sıkıntılı bir zemin.

Genç kızlarla yapılan çalışmalarda içe atılan bu sessiz  ıstırabın ne kadar büyük olduğu görülmüş. Kızlar bunalmış, endişeli ve ne yapacaklarından çok da emin değiller. Ergen kızların zihinsel sağlık sorunlarına karşı erkeklerden daha savunmasız olduğunu ve kalıcı stresin onları hem psikolojik hem de biyolojik olarak farklı şekilde etkilediğini gösteren çalışmalar çoğalıyor. Bu farklılıkların arkasındaki bilimi ne kadar iyi anlarsak, çocuklarımızı şefkatle destekleme konusunda hiç olmazsa zaman geçirmeden adım atmış oluruz. Ancak bunu yapmak için, bilgimizdeki boşluklarla da yüzleşmeliyiz. Çok uzun bir süredir, tıbbi ve psikolojik araştırmalar daha çok erkeklere odaklandı ve kızların gelişimi ile ilgili kritik soruları cevapsız bıraktı. Bu eşitsizlikler hakkında farkındalık yaratmak, anne babaların  kızlarının sadece ergenlik döneminde hayatta kalmalarına değil, aynı zamanda gelişmelerine de yardımcı olmaları bir aile kavramı içinde bireylerin daha sağlıklı bir aile ortamı yaratacakları konusunda olmazsa olmazdır. Her zaman arkasında durduğum o güzel cümle ; Bir elin nesi var, iki elin sesi var.

Ve de yazıyı bağlarken; bu nedenle anne babaların yapabileceği en önemli şey, çocuklarını sürekli uyarmak, eleştirmek veya onlardan daha olgun davranmalarını beklemek değil; onları dinlemek, anlamaya çalışmak ve ihtiyaç duyduklarında yanlarında olduklarını hissettirmek. Ve tabi ki kendi imkanlarınızla bu sorunu çözemediğinizde yada ilk anda çözemeyeceğinize inandığınızda hiç çekinmeden hemen bir uzman desteğine başvurun. Bu konuda eğitim almış bu kişiler size bu sorunda en büyük yardımı, desteği verecek kişiler.

Öğretmenlerin, okulların ve toplumun da bu değişimin farkında olması gerekiyor. Çünkü çocuklarımızın yaşadığı her duygusal dalgalanmayı bir şımarıklık, her tepkisini bir sorun, her sessizliğini de geçici bir dönem olarak görürsek, belki de en çok ihtiyaç duydukları anda onları yalnız bırakmış oluruz.

Çocuklarımızın bedenleri bizden önce büyüyebilir. Ama duygusal dünyalarının da aynı hızla büyümesini bekleyemeyiz.

Onlara ihtiyacımız olan şeyin ne olduğunu anlatmalarını beklemeden, bazen sadece yanlarında olmamız gerekiyor.

Çünkü çocuk yetiştirmek, onların büyümesini izlemekten ibaret değil; büyürken yaşadıkları zorlukları fark edebilmek ve o yolculukta kendilerini güvende hissetmelerini sağlamaktır.

Son söz;

Bedenleri büyüyor diye onların çocukluklarının sona erdiğini sanmayalım. Onların hâlâ bize, anlayışımıza ve desteğimize ihtiyaçları var.

Hayat her şeye rağmen güzel bir yol. Bu yolda birbirimize destek vererek, sendeleyenlere omuz vererek, düşenleri yerden kaldırıp yüreklendirerek yola devam edeceğiz. Birbirimizi anlamaya, dinlemeye daha çok zaman ayırdığımız bir dünyada keyifli, sağlıklı bir yaşam geçirmeniz dileğiyle.

Hoş çakalın.

Hurşit Büyüklü

Sağlık konularındaki içeriklerimiz yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve profesyonel tıbbi tavsiye olarak nitelendirilmemektedir. Lütfen sağlığınızla ilgili sorularınız için her zaman bir sağlık profesyoneline danışın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir